Kategoriler
Obezite ve Yemek

Hiperaktivite ve Beslenme Bozukluğu (Obezite ve DEHB)

Dürtüsellik ve Hiperaktivite Çocukların Beslenmesini Etkiliyor mu?

Bebeklik çağından itibaren düzenli beslenmenin, çocuğun gelecekteki bilișsel becerileri ve okul başarısı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Hayattaki en temel eylemlerimizden biri olan yeme eylemi, küçük yaşlarda şekillenmektedir. Çocuklarımızın beslenmesi en yakın çevresi tarafından yönetiliyor. Bu yüzden onların yediği ve yemediği her şeyden aslında bizler sorumluyuz.

Araştırmalar, hareketli ve dürtüsel çocukların daha fazla abur cubur yediğini göstermektedir.

Bu çalışmalar, dürtüsel çocukların anne babalarının daha dikkatli ve planlı olması gerektiğine dikkat çekmektedir.
Hiperaktif çocukların beslenme bozukluğu


Çocukların Tercihi Tatlı

Obezite, hem çocukluk ve ergenlik, hem de erişkinlikte görülen modern dünyanın en yaygın ve ciddi sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Obezlerde daha fazla dikkat eksikliği ve dürtüsellik bildirilmesi, ilgiyi bu çocukların beslenme alışkanlıkları üzerine çekmiştir.

Çalışmalar obez çocukların çok yemek, yağlı yemek veya tıkınırcasına yemek gibi erişkinlerde görülen yeme bozuklarından çok şeker, çikolata, kek pasta gibi tatlı yiyecekleri çok fazla tüketmelerinden dolayı fazla kilolu olduğunu göstermiştir. Çoğunlukla küçük yaşlarda tanınan dikkati sürdürmede yetersizlik, dürtüsellik ve hiperaktivite ile karakterize olan dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), gelişimsel bir bozukluktur. Yapılan araştırmalarda çocukluk çağı popülasyonunun yaklaşık %5-7’sini etkilerken, erişkinlikte yaklaşık %60’nın sorunun devam ettiği görülmektedir.
Obezite ve hiperaktivite


Çocuğunuzun Yemek Düzeni Sizin Elinizde

Obezite ve DEHB ilişkisini araştıran çalışmalar, hiperaktivite ile doğrudan ilişki bildirmezken, özellikle dürtüsellik ve dikkat eksikliğinin obezite ile ilişkisine işaret edilmektedir.

Obezite tedavisi görenlerde DEHB’nin beklenenin oldukça üstünde olduğu, obezitelerinin tedavisi için daha fazla tedavi başvurusu ve daha uzun süre tedavi aldıkları tespit edilmiştir.

Bu noktada biz ebeveynlere düşen görev, çocuğumuzun yediği şeylere dikkat etmemizdir. Çocuğun çevresindeki bakıcı, babaanne, anneannne, öğretmen gibi onun için önemli bireyleri bilinçlendirmeli ve çocukların öğünlerini kesinlikle atlamamalıyız. Gerekirse bir beslenme saati hazırlamalı, çocuğun hekiminden ve bir diyetisyenden destek almalıyız. Böylelikle çocuklarımızı, fazlasıyla tercih ettiği abur cuburdan bir nebze uzaklaştırabiliriz.


Çocukları Bilgilendirin

Onları, kilo alımı konusunda ve beraberinde gelişebilecek hastalıklar hakkında bilgilendirmeliyiz. Çok çiğnemeyi ve yavaş yemeği öğretmeliyiz. Hiçbir yiyeceğe yasak koymamalı ve yiyecekle ödüllendirmemeliyiz. Yasak koyduğumuz gıdalarda, o yiyeceğe karşı aşırı istek artabilir ya da sağlıklı gıdaya olan eğilimi azalabilir. Çalışmalar, çocukların ödüllendirilen gıdadan bir zaman sonra uzaklaşıldığını göstermiştir.
Bizler beslenme dengesini çok iyi kurmalı, bunu çocuğun ilgisini çekecek şekilde davranışçı bir yaklaşım ile çok baskıcı, kontrolcü olmamaya dikkat ederek uygulamalıyız.

Mesela, sağlıklı bir kek tarifini beraber yapmak, abur cubur yemediği her gün için keyifli bir aktivite planlanması gibi.

Sağlık; zihnen, bedenen ve ruhen iyilik hali olarak tanımlanır. Çocuklarımızı, ruhları ve bedenleri sağlıklı bir şekilde yetiştirmek biz ebeveynlerin en önemli görevidir.


Sağlıklı Kurabiye Tarifi:

2 yumurta
1 çay bardağı doğranmış kuru meyve
5 yemek kaşığı yulaf ezmesi
1 tatlı kaşığı tarçın
3 yemek kaşığı yoğurt
1 paket kabartma tozu
İsteğinize göre ceviz, çiğ badem veya çiğ fındık
Önceden ısıtılmış fırında, 180 derecede 25 dakika pişirin
DEHB VE YEME BOZUKLUĞU
Öğrenci Diyetisyen SİDRE ÖZEMRE


Kaynakça;
1. Raykov T, Marcoulides GA. Canonical Correlation Analysis. An Introduction to Applied Multivariate Analysis. 1st ed. New York: Routledge; 2008. p.367-89.
2. Ü. Erkorkmazlar ve ark. Çocuklarda Yeme Davranışı ile Ebeveyn Besleme Tarzı Arasındaki İlişkinin Kanonik Korelasyon Analizi ile İncelenmesi. Turkiye Klinikleri J Med Sci 2013;33(1).
3. Ö.Kavakçı,Y.DemirelCumhuriyet Tıp Dergisi Cumhuriyet Tıp Derg 2011; 33: 413-420

Kategoriler
Obezite ve Yemek Sağlıklı Yaşam Haberleri

Yumurta Aklandı (Yumurta ve Kolesterol)

Yumurtanın sağlık açısından bir zararı olmadığı hatta faydalı olduğu ispatlandı. Bir başka deyişle, yumurta aklandı. Amerika’nın en büyük gazetelerinden olan Washington Post’ta yayınlanan bir makaleye göre, yumurta ile kolesterol yüksekliği arasında bir bağlantı tespit edilemedi. Böylelikle yumurta ve kolesterol ilişkisi, ayrıca yumurta kolesterolü artırır mı, kolesterol hastaları yumurta yiyebilir mi gibi sorular da yanıtını bulmuş oldu. Yeni diyet kılavuzlarında yumurtanın kolesterol yükselttiği uyarısı kaldırıldı.


Eski Görüş: Kolesterol alımı günlük 300 miligram ile sınırlandırılmalı
Yeni Görüşü: Kolesterol alımında herhangi bir limit yok, fakat bu değişiklik sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanma sürecinde, kolesterole yönelik yeme kalıplarının önemli olmadığı anlamına gelmez. Kişiler, düşük kolesterollü yiyecekler tüketmeyi tercih etmelidir.
yumurta_ve_kolestrol-1


1961’den bu yana Amerika’da var olan kolesterol uyarıları, yumurta gibi bazı besinlerin tüketim alışkanlıklarında değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Fakat bu konudaki bilimsel düşünceler geliştirilmiş ve kolesterol ile ilgili yeni görüşler ortaya atılmıştır.
Günümüzde, beslenme uzmanları, sağlıklı yetişkinlerde yüksek kolesterole sahip gıda tüketiminin, kolesterol seviyesine ya da kalp krizi riskinin artışına önemli ölçüde bir etkisi olmadığını tespit ettiler.  Diğer yandan diyabet gibi sağlık sorunları olan kişilerin, kolesterol yönünden zengin gıdalardan kaçınmaya devam etmesi gerekir.
Bu konuda, hükümetin kolesterole yönelik beslenme kuralları doğrultusunda duruşu, kolesterolü tek başına bir sorun olarak tanımlamayan diğer ülkelerle paralel bir şekilde aynı doğrultuda olmaktadır. Ancak, kandaki kötü kolesterol seviyesi hakkında yetkililer tarafından yapılan uyarıların, kalp krizi ile karıştırılmaması gerekir. Uzmanlar, kolesterol açısından daha önce tanımlanan sert sınırın kaldırılmasının, kolesterol yüklü gıdaları tüketmeye yönelik yeşil ışık yakmadığını vurgulamaktadır.

Kolesterol Oluşumunda Yumurta Masum

yumurta_ve_kolestrol-3Geçmiş dönemlerde yumurtanın kolesterolü yükselttiği, bu nedenle mümkün olduğunca tüketiminden kaçınılması gerektiği savunulmuş, bu noktada kişiler bu besinin tüketimini büyük ölçüde azaltma yoluna gitmiştir.

Vücut yapısı ve kolesterol düzeyi üzerine yapılan araştırmalar sonucunda ise bu görüşün doğru olmadığı ortaya çıkmış olup, yumurtanın sanıldığının aksine kolesterol düzeyini yükseltmek ve buna bağlı hastalık oluşumunu tetiklemek gibi bir etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Diğer yandan yüksek kolesterole sahip kişilerin yumurta tüketimini azaltmalarının kolesterolü düşürmeye etkisi olmadığı da yine araştırmalarla desteklenen bulgular arasında yer almaktadır.
Yumurta ve kolesterol ilişkisi doğrultusunda yapılan araştırmaları inceleyen bilim adamları, haftada 3 taneden fazla yumurta tüketiminin zararlı olduğuna dair yaygın yanlış kanının halen devam ettiğini gözlemlemiştir. Bu kanının, eski moda bir görüş olduğunu savunan uzmanlar, yumurtanın vücut açısından pek çok yararı olduğunu ve protein desteği sağladığını ifade etmişlerdir.
Yanı sıra kolesterol oluşumunda doymuş yağ tüketiminin sağlık risklerini ortaya çıkarmasının çok daha yüksek bir olasılık taşıdığı da, bilim adamları ve beslenme otoriteleri tarafından savunulan bir görüş haline gelmiştir. Bu anlamda, yumurta tüketiminin azaltılması değil, tam tersine doğanın sunduğu bu besleyici ve sağlıklı gıdanın sağlıklı beslenme düzenine mutlaka dâhil edilmesi vücudun doğru gelişimi açısından gerekli ve faydalı olacaktır.

Yüksek Kolesterolü Kontrol Altına Almak Mümkün

yumurta_ve_kolestrol-2Kolesterol düzeyleri ile yapılan raporda, Amerikan Kardiyoloji Üniversitesi Başkanı Kim Allan Williams, bireylerin kolesterolü gıdalardan almaya gerek duymadığını, bu doğrultuda, sağlıklı yeme alışkanlıkları ile kolesterol ve doymuş yağ alımını mümkün olduğunca azaltmaları gerektiğini söylemektedir. William, Amerikalılara yönelik bu tavsiyelerin meyve, sebze ve tüm tahıllar gibi daha az işlenmiş gıda tüketiminin yapılması yönünde olduğunu ve bu yönde, şeker ve yağ tüketiminin daha doğal olarak yetiştirilmiş meyve, sebze ve tahıl ürünleriyle yer değiştirilmesi gerektiğini açıklamıştır.
Benzer şekilde, yüksek kolesterolün kontrolü noktasında İngiliz Kalp Vakfı uzmanları da yağ oranı yüksek et ürünleri, tam yağlı süt, kek, pasta vb. doymuş yağ açısından zengin içeriğe sahip yiyeceklerin tüketiminin azaltılmasını önermektedir.
Federal Hükümet tarafından yayımlanan ve her 5 yılda bir güncellenen Amerikalılar için etkili diyet kuralları arasında; doymuş yağlar, kırmızı et, kafein ve tuz bu konuda özellikle üzerinde durulan ve hassasiyet gösterilen gıdalar olmuştur.
Bu kurallar, okul öğle yemeklerinden, en çok satılan kitaplarda yer alan diyet listelerine kadar her yerde geçerli olurken, son yıllarda, bilim adamları bu tek kalıp kuralları sorgulamaya başlamıştır. Vücut gelişimi ve büyümesi üzerine yapılan bir araştırma, kişilerin genetik yapısı ve mikrobiyomlarınının (kişinin vücudu üzerinde ya da içinde yaşayan ve kişiye özgü organizmalar), yiyeceklerin vücudu nasıl etkileyeceği açısından kilit bir rol üstlendiği ve bu etkinin kişiden kişiye değişim gösterebileceği teorisini desteklemektedir. Bu çalışma, diyet konusunda, bazı bilim adamları tarafından beslenme biliminin geleceği olarak görülen daha kişiselleştirilmiş bir diyet yaklaşımını desteklemektedir.
yumurta_ve_kolestrol-4Yüksek kolesterolün en bilinen ve riskli etkilerinden birisi olarak görülen kalp hastalığı ve kalp krizi riskini azaltmak için sağlıklı ve düzenli bir beslenme planının olması gerekir. Diğer yandan bu sağlık sorunlarının sadece üçte biri kolesterol kaynaklı olarak ortaya çıkmaktadır. Sigara ve alkol tüketimi, obezite ve şişmanlık ve hareketsiz yaşam ise kalp üzerinde oldukça ciddi risklere neden olan faktörler arasında yer almaktadır.
Kaynak: https://www.washingtonpost.com/

Kategoriler
Obezite Obezite Araştırmaları Obezite ve Yemek

Her Yönüyle Şeker Tehlikesi

Her yönüyle şeker tehlikesi konusunu inceleyeceğiz. Son dönemlerde daha çok ön plana çıkan aşırı kilo ve hastalıkların pek çoğunun temelinde sağlıksız ve yapay besinlerle beslenme yatar. Bu noktada beslenme açısından vücuda en çok zarar veren besinlerin başında şeker gelir.
her-yonuyle_seker_tehlikesi-1
 
Cipsten, kolaya, meyve sularından, şekerlemelere pek çok gıda maddesinde yer alan şeker, insan vücudunda pek çok rahatsızlığın ortaya çıkışını tetikler. Yanı sıra, günümüzde meye ve sebzelerin sağlıksız koşullarda yetiştirilmesi ve hormonsal gıdaların raf ve pazarlarda boy göstermesi, bu ürünlerin genetiğinin değişmesine ve içeriğindeki şeker oranın yükselmesine neden olmuştur.
Diğer yandan doğru bilinen yanlışlarla zararsız, hatta çok sağlıklı olarak görülen pek çok besin maddesi de yüksek şeker içeriği ile vücuda zarar veren faktörler arasında öne çıkmaktadır. Yukarıda bahsi geçen şeker yönünden zengin pek çok gıda maddesi, yüksek glisemik indeks değerine sahiptir. Bu anlamda kan şekerini çok hızlı bir şekilde yükselmesine neden olurlar.
Aşırı şeker yüklenmesi doğrultusunda vücudu dengesini sağlayabilmek adına pankreastan salgılanan insülin zamanla insülin direncinin artışına neden olarak şeker hastalığının ortaya çıkışını hızlandırır. Yanı sıra kan şekerinde yaşanan ani düşüş ve yükselişler bireylerde daha sık acıkmaya ve daha fazla yemek yemeye neden olur. Devamında ise vücutta yağ oranının artması ve aşırı kilo alımına paralel olarak obeziteye ve sindirim istemi rahatsızlıkları ortaya çıkar.

Şekere Gerçekten ihtiyacımız Var mı?

her-yonuyle_seker_tehlikesi-2
Popüler pek çok görüş, gün içerisinde ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılaması açısından, vücudun şeker ihtiyaç duyduğunu savunsa da, son yıllarda yapılan araştırma sonuçlar ve bireylerde gözlenen değişiklikler, aslında şekerin vücut için zorunlu bir ihtiyaç olmadığını ortaya koymaktadır.
Aslında vücut basit şekerlere ihtiyaç duymaz. İhtiyaç duyulan enerjiyi karbonhidratlar aracılığıyla üretir. Karbonhidratlar vücut içerisinde glikoza dönüştürülerek vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak amacıyla kullanılır. Bu doğrultuda enerji ihtiyacını karşılamak için basit şekerler erine kompleks yapıdaki karbonhidratların kullanılması daha doğru ve sağlıklıdır. Bu doğrultuda doğal sebze ve meyveler, süt, yoğurt, makarna, ekmek gibi ürünler enerji açısından zengin besinler arasında yer alır. Diğer yandan, tüketilen pek çok gıdanın içeriğinde zaten şeker bulunmakta olup, ek olarak şeker alınması, şeker düzeyini arttırmaktan öteye geçmez.
Şekeri hiç bilmeyen biri için şeker tüketmek bir ihtiyaç olmasa da, kuşkusuz pek çok kişi gerek alışkanlık, gerekse psikolojik olarak şeker tüketmeye ihtiyaç duyarlar. Bu şekilde mutlaka şeker tüketilmesi gerekiyorsa en ideal miktar günde en fazla 8 kesme şeker olarak tavsiye edilmektedir. Tabi bu oranlar gün içerisinde şeker oranı yüksek bal meyve, çikolata, cips ve şerbetli tatlıları tüketmeme halinde geçerlidir. Özellikle 1 kaşık bal 2 kesme şeker eşit olup, ikisinin aynı anda çok fazla tüketimi yine vücudun çok fazla şeker almasına neden olacaktır.

Şekerin Her Türlüsü Zararlı

her-yonuyle_seker_tehlikesi-5
Şekerin pek çok farklı türü vardır. Doğal pancar şekerinin işlenmiş hali olan Sofra şekeri olarak bilinen sakkaroz, meyve şekeri früktoz ve glikoz basit şekerler kategorisinde yer alır.  Glikoz ve früktoz şuruplarının zararlı etkilerinin diğer şeker türlerine göre daha fazla olduğu bilinmektedir. Bisküvi, çikolata, meyveli içecekler ve şerbetli tatlılarda sıkça kullanılan früktoz (mısır şurubu) bu anlamda karaciğeri en fazla etkileyen ve insülin direncinin ortaya çıkışında en fazla öne çıkan şeker türüdür.
Araştırmalar, şekerin her türlüsünün vücut açısından pek çok zararı olduğunu göstermiştir. Yükse kalorili olması nedeniyle şişmanlatıcı bir etkiye sahip olan şeker, obezite probleminin başta gelen sebeplerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkar. Basit şekerlerin vücuda girişi karaciğerde yağlanma, trigliseridlerin artması ve insülin direncine neden olur.
Bu doğrultuda basit şekerine obezite gelişimine doğrudan etkisi olduğunu söylemek mümkün olmaktadır. Ayrıca şekerin kimyasal içeriği de tehlike içerir. Şeker kullanımı ile hücre duvarı sertleşmeleri ve sonrasında damar sertleşmesi ve damar tıkanıklığı söz konusu olmaktadır. Yanı sıra kalp krizi, felç, beyin fonksiyonlarında yavaşlama sonucu Alzheimer ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları da şeker tüketimi ile ortaya çıkmaktadır.

Meyveler Göründüğü Kadar Masum Değil

her-yonuyle_seker_tehlikesi-3
 
Meyveler sağlıklı ve dengeli bir beslenmenin en önemli ögeleri arasında yer alırken, pek çok diyet listesinde de sıklıkta yer alan gıda maddelerindendir. Yanı sıra kilo verme isteyen pek çok kişi de zaman zaman sadece meyve yiyerek zayıflayabileceğini ve sağlıklı bir diyet rutini devam ettirebileceğini düşünür.
Oysa meyvelerin içeriğinde de farklı miktarlarda şeker bulunur. Bu nedenle meyve tüketimini şeker miktarlarının farkında olarak belli sınırlamalar dâhilinde tüketmeye dikkat etmek gerekir. Meyveler içerdikleri şeker oranına göre az şekerli, orta şekerli ve çok şekerli meyveler olarak sınıflandırılmıştır.
Kayısı, erik, kiraz ve vişne sahip oldukları şeker düzeyine göre az şekerli meyveler grubunda yer alır. Şeftali, armut, elma ve portakal orta şekerli meyvelerdir. Muz, üzüm ve incir gibi meyveler ise çok şekerli meyveler olarak nitelendirilirken, bu meyveler aynı zamanda yüksek kalorili olmaları doğrultusunda tüketiminde aşırıya kaçılmaması gereken meyvelerdendir.

Tatlandırıcılar da Tehlike İçeriyor

her-yonuyle_seker_tehlikesi-4
Pek çok kişi şekeri zararlarının farkında olsa da şekerden vazgeçemez. Özellikle bisküvi, çikolata, şerbetli tatlılar, hamur işleri ve daha pek çok üründe şeker olmazsa olmazlar arasına yer alır. Diğer yandan şekerin eksik olmadığı maddelerden biri de çaydır. Çocukluk çağlarından itibaren birçok kişi çayı şekerli içmek gibi bir alışkanlık kazanır.
Bu alışkanlıkla beslenen bir vücut yapısında ise şekerden vazgeçmek oldukça zor olur. Gerek şekerin zararlarını azaltmak, gerekse kilo vermek amacıyla kişiler tatlandırıcılara yönelir. Tatlandırıcılar, bu anlamda şekeri tamamen kesmek isteyenlerin yaşadığı geçiş döneminde bir kurtarıcı fonksiyonu üstlenir.
Tatlandırıcılar doğal ve yapay tatlandırıcılar olarak iki gruba ayrılır. Doğal tatlandırıcılar bitki ve bitki köklerinden elde edilirler. Doğal tatlandırıcılar, şeker kadar tatlı olmasalar da, daha az kalori içermeleri doğrultusunda kullanılırlar. Doğal tatlandırıcılarının sahip olduğu moleküllerin benzerlerinin laboratuvar ortamında yapay halde sentezlenmesi ile elde edilen yapay tatlandırıcılar, neredeyse yok denecek seviyede kalori içerirler.
Ayrıca bu tatlandırıcılar çeşitlerine göre, şekerden 100 – 300 kat daha tatlıdır. Farklı içeriklere sahip bu ürünler, vücut yapısına olan kısa ve uzun vadeli etkileri nedeniyle yasal izinler doğrultusunda satışa sunulur. Aspartam, Sakkarin, Dulcin yasal izinlerle piyasada bulunan ve en sık kullanılan yapay tatlandırıcılar arasında yer almaktadır.
Şekerin olumsuz etkilerini azaltmak ve kilo vermeye yardımcı olmak için tatlandırıcı kullanımı, her ne kadar daha sağlıklı görünse de, tatlandırıcıları da dikkatli tüketmek gerekir. Özellikle yapay tatlandırıcılar, kimyasal içeriğe sahip oldukları için, zamanla vücudun genel işleyişini olumsuz etkileyebilirler.
Örneğin, yapay tatlandırıcılar arasında en çok kullanılan Sakkarinin şekerden 300 kat daha tatlıdr.  yüksek dozda alınmasının kansere neden olduğu görüşü hâkimdir. Yanı sıra epitel doku değişikliklerinde de etkili olduğu savunulan sakkarinin, bebeğe geçerek vücudunda birikmesi ihtimaline karşı, hamileler tarafından kullanımı yasaklanmıştır.
Şekerden 180 kat daha fazla tatlı olma özeliğine sahip Aspartam, yüzde 10 oranında metil alkol ve yüzde 50 fenilalanin içermektedir. Bu maddelerin fazla alınması beyin için oldukça zararlıdır. Yanı sıra, yine bu tatlandırıcının da kansere yol açtığı savunulmaktadır. Yapılan araştırmalar doğrultusunda görme ve işitme bozuklukları, kas ağrıları, migren ve baş dönmesi gibi pek çok rahatsızlığın bu tatlandırıcı ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır.